Süha UZUN / Blog / Outdoor /

Sülüklügölde Zor Kamp

Sülüklügölde Zor Kamp - 18/03/2017

Yazar : Süha UZUN

Kimlerle Yaptık : Merve Bilgin Uzun, Süha Uzun, Kübra Göllü, Yarkın Arıhan, Keren Gündoğdu

Kullanılan Ekipmanlar : Suzuki Grand Vitara 1.6 jlx - Lafuma 4 Mevsim Çadır, Hannah 5 Mevsim Çadır

Faaliyette Neler Yaptık :

Erken saatlerde gözlerimizi huzurlu bir cumartesi sabahına açtık. Cuma günü hazırladığımız eşyalarımızı araca yerleştirdik. Eşim, ben ve çalıştığım firmadan iki arkadaşımla birlikte Sakarya Dokurcun Mevkide bulunan Sülüklügöl de bulunan küçük göl’de kamp yapmak için yola çıktık. O gün olacaklardan çok da haberdar değildik aslında.

Doğaya çıkıyorsanız kesinlikle her koşula hazırlıklı olmanız gerekiyor, doğanın size neler sunacağını asla bilemezsiniz. Hava durumu şaşar, sis çöktüğünde GPS rota göstermez, nemli ve yağmurlu havada ateş yanmaz... Bunları aklımın bir köşesinde tutarak temkinli bir şekilde yola çıkarım, en kolay kampıma bile tam teçhizat gitmeyi severim, sırtınızda taşıyacağınız bir kaç kilodan zarar gelmez (yüksek irtifa ve ekspedisyon kampları hariç).

Sapanca’da sabah kahvaltımızı yaptık, kahvaltının ardından Sapanca Yanık mevkine giderek daha önce benim de rehber olarak çalıştığım Sapanca ATV Safari’de ATV turu yapmaya karar verdik. Bir çok yerde ATV turuna katılsam da burada yaptığım turların tadını hiç bir yer vermiyor, yaklaşık bir saat süren turda kum parkuru, dere parkuru, tepecikler ve sık bitkiler arasında ilerledik.

Bu turun bir diğer keyifli yanı da turun yarısında verilen moladır. Bu mola yeri Sapanca’nın sırtlarından dökülen Yanık deresinin Sapanca gölüne karıştığı noktadır. Yanık deresinde yazın su akmasa dahi Sapanca gölü üzerinde kaynamalar görmeniz olasıdır. Sazlıkların da ayrı bir güzellik kattığı bu alanda sis olmadığı zamanlarda Sakarya Üniversitesi Kampüsüne kadar görmek mümkündür.

Yavaş yavaş heyecanlanmaya başladık, nede olsa yanımızda ilk defa kamp yapacak olan arkadaşımız Yarkın var. :) Diğer arkadaşımız Kübra bu kampımızdan kısa süre önce ilk kampını yaparak sırasını Yarkın’a bıraktı.

İlk kamp her zaman heyecanlı, endişeli, ürkek ve merak içerisinde geçer, keyif alırsınız ama hava kararmaya başladıkça endişenin vücudunuzu sardığını hissedersiniz, işte bu endişeyle keyif alma arasındaki durum sizi müthiş bir havaya sokar :)

Saat 13:00 civarında Dokurcun bölgesine giriş yaptık, daha önce kamp yaptığım bir bölge vardı, oraya doğru gitmek en akıllıca olanıydı fakat çamur ve derin dehlizlerden dolayı aracın geçmesi biraz zor oluyordu (benim en keyif aldığım nokta :) ) Yolu tamamladıktan sonra kamp atacağımız bölgede binek bir aracın yer alması beni hayal kırıklığına uğrattı.

Araç buraya nasıl gelmişti çok şaşırtıcıydı, onca engebeyi aşıp tam da kamp atacağımız bölgeye aracını bırakmıştı.

Gölün çevresinde bir tur attıktan sonra aracın sahibini bulduk ve araçlarını çekmelerini rica ettik, aracın anahtarının üzerinde olduğunu ve geri alabileceğimizi söylemeleri üzerine araçlarını güvenli bir yere çekerek kamp düzenimizi kurmaya başladık.

İlk işimiz çadırlarımızı kurmak oldu, bu konuda bayanlar daha marifetliydi ve çadırlarını bizden daha hızlı kurdular.

Gece için yakacak toplamaya başladık, Yarkın ve ben ormandan çalı çırpı ve dalları toparlayarak baltayla parçalıyor ve ateş yakacağımız alanın yanına istifliyorduk. Günümüz çok güzel başlamış ve güzel devam ediyordu. Ta ki arabanın sahipleri balık tutmayı bitirip geri dönüşe geçecekleri zamana kadar.

Ateşimizi yaktık, yiyeceklerimizi yerken içeceklerimizi yudumluyorduk, gülüp eğlenirken adamlar ellerinde tuttukları balıklarla çıka geldi, o an araçlarına baktım ve sonra dedim ki “Arkadaşlar, bunlar geri dönmeye çalışacak ve dönemeyecekler, araçlarını çekmemiz için bizden yardım isteyecekler ve bu durum bizim keyfimizi kaçıracak.”

İşte gecenin dönüm noktası adamlar araçlarına binip uzaklaşmaya başladıktan on dakika sonra gelen patinaj sesleriyle başladı. Endişem yavaş yavaş gerçekleşiyordu, hayatımda hiç bir kampta bu kadar endişeli değildim, olaylar başladı mı silsile yoluyla ilerleyerek gecemizi mahvedecek gibiydi, karanlık daha tam çökmeden bir adam belirdi ve boğuk bir sesle bize “Yardım eder misiniz ? Aracımız yolda kaldı” dedi, normalde tabi ki yardım edilecek durumlara yardım etmekten kaçınmam ancak binek bir araçla ormanın içerisine giren bir adama yardım etmek, bunu gece vakti bileğimizin üzerine kadar gelen çamurun içerisinde yapmak beni düşündürse de istemeyerek evet yardım edebiliriz dedim.

Aracımızı alıp adamların yanına gittiğimizde araçları yolun tam da ortasına oturmuştu, benden araçlarını çekmemi istediler, aracımın altında çok rahatça gözükebilen bir yerde kocaman bir çeki demiri yer alıyor, adamlar kendilerinde halat olduğunu söylediler ben de hay hay dedim. Aracın kapısını açtım ve araçtan inecekken çamurlu bir zemin olduğunu gördüm, o sırada adam ben halatı bağladım dedi. Yarkın yanımda oturuyor, hava kararıyor, endişelerim git gide artıyordu. Halatı adam bağladığı için araçtan inmedim ve vitesi takıp geri gelmeye başladım. İçimden bir ses inip kontrol etmem gerektiğini söylüyordu ama inmedim, bu düşüncelerle boğuşurken ince ince geri gidiyordum ve aracın önünden gelen ses bütün dikkatimi dağıttı. Tamponun kopup aşağı indiğini düşünerek Yarkın’la birbirimize baktık, gözlerimizle çok güzel dilekler ilettik adamlara. Aşağı indiğimde gördüğüm manzara karşısında tamponumu otuz kere feda edebilirdim, adam halatı aracımın radyatörüne bağlamış ve radyatör ayağı çatlayarak su akıtmaya başlamıştı, beynimden aşağı kaynar sular döküldü!

Araçların motor bloklarını soğutması için gereken su şakır şakır akıp gidiyor ve biz de öylece izliyorduk, aracı kıpırdatmama kararı aldım ve orada bulduğum bir tahta parçasıyla deliği tıkayarak daha fazla su gitmesini engelledim.

Yarkın telefon çeken bir noktaya ulaşmak için adamlarla yola koyuldu, ki bu da yaklaşık 4 km’ye denk geliyordu. Ben de bayanların yanına giderek durumu anlattım, ufak bir kritik yaptıktan sonra Yarkın’ın yanına gitmeye karar verdik. Kamp malzemelerimizi güvene alarak yola çıktık. Yaklaşık 3 km yürüdükten sonra geri dönüş yolundaki Yarkın ve araba sahipleriyle karşılaştık. Telefonlar edilmiş, yardım istenmişti. Yarkın’a bize yardım edebileceğini düşündüğüm bir arkadaşımın numarasını vermiştim, arkadaşım sabah yanımıza geleceğini fakat pazar günü olduğu için usta getirebilme konusunda emin olmadığını söylemiş. Durumdan çıkmak adına adamların yanından uzaklaşarak kamp alanına gitmeye karar verdik, yapacak pek bir şey yoktu.

Kamp gecemiz umduğunuz kadar eğlenceli geçmese de açık hava sinirlerimizi dizginledi, insan en tehlikeli varlık arkadaşlar, maalesef kamp yeri seçiminde ne olursa olsun ilk bakacağınız şey etrafınızda tanımadığınız bir insan topluluğunun bulunup bulunmadığını kontrol etmek olsun.

Karnımız tekrar acıkmaya başladı, köze gömdüğümüz patatesler hazırdı. Sıcak çaylarımızı yudumlarken Kübra bize muz içerisinde çikolata eriterek yeni bir lezzet tattırdı, sonra uykuya geçtik.

Sabah kimse uyanmadan aracın yanına gittim, elbette bir şeyler yapabilirdim, başka türlü İstanbul’a kadar nasıl dönecektik. Gittiğimde diğer aracın çıkmış olduğunu gördüm.

Aracın altına yatarak, radyatörden kopan bölgeyi tam bir yuvarlak şekilde zımparalayabilirsem oraya tahta bir çubuk sokabileceğimi düşündüm. Ama nasıl bir tahta o basınçta orada kalacaktı? Aklıma dallarına yeni su yürüyen söğüt geldi, bu dalları ısıtarak şekle sokabilirdim ve bu sayde deliği tıkardım, ısınan su bu dala nüfus ettiğinde ise dal şişip oraya tam bir tıpa gibi tutunabilirdi.

Düşündüklerimi yapmaya koyuldum, bir kaç poşeti üst üste dala dolayarak conta görevi görmesi için kullandım, radyatörü aracın şasesinden yukarı kaldırdım ve zımparalamaya başladım, tam da istediğim boyutta bir delik oluşturmayı başardım, bu deliğe dalı yerleştirip dalla birlikte şaseye oturttum, artık akıtma sorunu olması imkansızdı, basınçtan dalın fırlama sorununu ise dalı radyatör ile şase arasına sıkıştırarak çözdüm, araca su koydum ve su dışarı akmadı. Nasıl mutlu oldum anlatamam :) O sırada Yarkın kalkıp yanıma geldi, “Arkadaşın sabah geleceğini söylemişti gelmedi mi?” diye sorarken bir araç sesi duydum, işte geldi dedim.

Sağ olsun Kerem tam bir saat uzaklıktaki sıcacık yatağından kalkarak bize yardım etmek için gelmişti. Ama arabayı onarmıştım, sadece yolda çok temkinli olmam gerekiyordu, düşük devirde çok vites geçişi yapmadan ilerlemem gerekiyordu, bu fikirleri bir kenara bırakarak kahvaltı hazırlamaya koyulduk, bayanlar da kalkmış ateşi alevlendiriyordu, kahvaltımızı yaptıktan sonra eşyaları Kerem’in aracına koyarak yola çıktık, Sakarya Akyazı Tem sapağında kontrollerimizi yaptık ve bir sıkıntı olmadığını gördükten sonra eşyalarımızı kendi aracımıza alarak İstanbul yoluna koyulduk. Benim için çok güzel dersler çıkardığım endişe dolu bir faaliyet oldu. Soğuk kanlılıklarından dolayı eşim Merve, arkadaşlarım Yarkın ve Kübra’ya çok teşekkür ediyorum. Pazar sabahı sıcak yatağından kalkıp bize yardıma gelen Kerem’e de oralara kadar yormanın üzüntüsü ve yardıma gelmesinin sevincini bana yaşattığı için ayrıca teşekkür ediyorum.

Tags : Kurtarma, Zor yollar, Doğada Araç Kullanımı, Çamura batan aracı kurtarma.