Süha UZUN / Blog / Outdoor /

Tek Başıma Sülüklügöl - 3

Tek Başıma Sülüklügöl - 3 - 16/12/2017

Yazar : Süha UZUN

Kimlerle Yaptık : Tek Başıma Kamp

Kullanılan Ekipmanlar : Suzuki Grand Vitara 2.0 jlx

Faaliyette Neler Yaptık : Bolu Abant'a gittim, kamp alanının çitlerle çevrili bir yer olduğunu görünce rotamı Sülüklügöle çevirdim :)

2017’nin son kampını Bolu Abant’da geçirmeye karar verdim, hazırlığımı yapıp Cuma gecesi yola çıktım, iş sebebiyle yorgundum bu yüzden İstanbul Sakarya istikametinde bir dinlenme tesisinde konaklamaya karar verdim. Sabaha karşı 8 gibi uyanıp yola koyuldum.Tem üzerinde Sakarya - Akyazı çıkışına kadar ilerledim. Sakarya - Akyazı kavşağında temden ayrılıp eski Ankara - Mudurnu yoluna girdim. Yol üzerinde yakıt alıp Mudurnu istikametine doğru ilerledim. Mudurnuya doğru Abant tabelası gözüktü, yaklaşık iki buçuk saatlik yolun ardından Abant Gölüne ulaştım. Abant’a yaklaşık 18km kadar yollarda kar göremedim. Aralık mevsiminin bu kadar karsız olması beni şaşırtmıştı, hava 15 dereceydi. Abant’a ulaştığımda kalabalıkla karşılaştım, gölün çevresinde tam bir tur attıktan sonra kamp yapılan alana ulaştım, ulaştım fakat bu alan çitlerle çevrili kısıtlı hareket çevresi olan bir alandı, doğada kısıtlı bir alanda konaklamak en son istediğim şey olabilir.

Abant’ı biraz daha dolaşmaya başladım, köyün içine doğru ilerledim. Köy sokaklarında dolaştım, köylü için büyük bir gelir kaynağı olan Abant Turizm’ini evlerde gözlemleyebiliyordum.

Kamp atabileceğim sessiz sakin yer arayışına girdim, biraz yükseldikten sonra bir yer buldum, etrafı açıklık olduğundan rüzgar alıyordu, kamp için elverişli değildi, etrafta biraz daha dolaştıktan sonra Abant’ta kamp yapmama kararı aldım.

Yine kamp yapmak için Sülüklügöl’e gitmeliyim dedim kendi kendime ve yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından Sülüklügöl’e ulaştım. Sülüklügöl’e defalarca gelsemde her geldiğimde farklı bir manzara karşılıyor beni. Sülüklügölün kalabalık olmaması güzeldi. Genelde kalabalık olması huzur kaçırıcı olabiliyor.(Silahlar atanlar, bağırıp şarkı söyleyenler vb.) Lodoslu bir hava olduğu için ormanın içinde olan bir yandan da gölü gören bir yer buldum ve bu yerin yaklaşık 300m uzağına aracımı getirdim. Çantamı sırtlandığım gibi kamp alanına yürüdüm. Lodos başımı ağrıtmaya başlamıştı, çadırımı kurdum, eşyalarımı çadırın içerisine yerleştirdim, bir kaç çalı çırpı toplayıp ateş yakmaya çalıştım fakat ıslak odunlardan ve başımın ağrısından dolayı pes etmek zorunda kaldım. Uzun bir günün ardından oldukça yorulmuştum. Yanımda her ihtimale karşı taşıdığım kamp ocağımı çıkarttım ve çadırımın tentesinde yemek yapmaya başladım. Yemeğimi karıştırırken beni gören 2 kişi yanıma geldi, sağolsunlar bana sucuk ekmek getirmişler, iyiki de getirmişler çünkü benim yemeğim bir türlü pişmedi.

Yemeği bir kenara alıp su kaynattım, termosumda çay demleyip bir bardak çay içtim.

Saat yaklaşık 15:00 gibi uyudum. Tam 6 saatlik uykunun ardından baş ağrısız bir şekilde uyandım.

Hava kapkaraydı, kamp alanında çıt ses yoktu. Hayvan ulumaları haricinde her şey yolunda gözüküyordu. Biraz kendime geldikten sonra pişmeyen yemeğimi pişirip karnımı doyurdum, termostan bir bardak çay alarak vücudumun ısısını arttırdım. Dışarısı çok soğuk değildi ama yinede içimin ısınması iyi oldu.

Tek yaptığım kamplarda genelde dışarda gezmem ama bu sefer canım gezmek istedi, sabah yakamadığım ateşi yakmak için odun aramak bahanesiyle 1km kadar yürüdüm.

Gecenin karanlığı ve tek başınıza ormanın içinde olmak insana güven duygusu ve huzur veriyor.

Odunları nerede bulacağımı biliyordum, yukarıda piknikçilerin çokça durak noktası olan bir musluk vardı, genelde orada ateş yakıyorlar, ben o noktayı buldum ve tahmin ettiğim gibi oraya taşınmış fakat yakılmamış odunları buldum. Yanımda minik bir çanta ve çantanın içinde de lazım olur diye taşıdığım bir ip vardı, odunları ipin üzerine büyükten küçüğe olacak şekilde sıralayıp güzel bir düğüm attım.

Hayvan sesleri artmaya başlamıştı, o içinizi az da olsa tedirgin eden bir duygu var, o duygu yoğunlu altında iş yapmak gerçekten beceri gerektiren bir durum. Baskı altında risk yönetimi diye tanımlayabiliriz belki de :)

Odunları kamp alanına taşıdıktan sonra küçük testeremle odunları parçalara böldüm. Bu sefer ateş yakmak için iddalıydım.

2 parça odunu balta yardımıyla çok küçük parçalara ayırdım, yanımda ateş başlatmak için taşıdığım çıralarla ateşi yaktım, ardından yavaş yavaş küçük parçaları dizerek ateşi büyüttüm.

Tam güzel bir ateş olmuştu ki anlıma düşen ilk yağmur damlasıyla bu ateşinde sürekli yanamayacağını anlayıp çadırıma girdim.

Saat yaklaşık 10:30 civarlarıydı. Çadırda durup düşünürken aklıma uzun zamandır yapmak istediğim fakat yapamadığım deri ökçe geldi.

Bist(deri delmek için kullanılan, tahtaya bağlı bir çivi) ve deri ipini çantamdan çıkarttım, daha önce boyutlarını hazırladığım deriye delikler açarak ilerledim ve tam da istediğim gibi, yiyeceklerimi içine koyabileceğim bir ökçe yaptım.

Saat 12:00 a gelmişti, yağmur şiddetini arttırdığı için ne olur ne olmaz diye içeriyi tamamen topladım ve yağmurun tenteme vurma sesiyle uykuya geçtim. Güzel havada uyumak ayrı bir keyif katıyor, rahatlatıyor ve sizi sitresten uzaklaştırıyor.

Sabah 8 de kalkıp kahvaltı hazırlamaya koyuldum, yine bir çay demledim ve peynirli yumurta yapmaya başladım, ilk yumurtam ocağımın ayaklarının katlanmasından dolay döküldü, hiç bir şey olmamış gibi kalan yumurtaları kırarak kahvaltı hazırlıklarına devam ettim.

Kahvaltı sonrası eşyalarımı toplayıp büyük çantayı arabaya attıktan sonra 2. göle yürüme kararı aldım. Kameram ve fotoğraf makinamla güzel bir doğa turu yaptım. Yaklaşık bir saatlik turun ardından yavaş yavaş arabaya ilerledim ve eşyalarımı koyup İstanbul istikametine dönüş yoluna geçtim…

Tags : Doğa sporları, çadır içerisinde deri işleme, deri işleri